resume.

bu sabah güne, gel lan mario, seni oynayayım, beraber hoplayıp zıplayalım, kafam jelibon olsun diye başladım. battal bey, nintendo switch’in ayna olduğunu düşünüyor ama onun kadar şirin bir oyuncak aslında. battal bey çok yanılıyor bu konuda. battal bey çok yanılan bir kuş. bugüne kadar sürekli başlayıp bitiremeden bıraktım çünkü renkleri çok parlak ve epileptik nöbetleri…

1922.

foça’daki favori mekanıma oturdum ağlıyorum. aylarca sürer bu ağlamam muhtemelen ama öteki türlü de ağlıyordum, umudum oldukça kırılıyor, parçalanıyordum, diğer türlü de ölene kadar ağlayacaktım. gerçek hayatta sevgiyi tanımayan hırçın bir çocuğa bir şeyleri anlatmaktan çok yoruldum. bir de o çocuğun kalbine, rüyamda inanıp, gerçek hayatta peşinde koşmaktan… 4 yıl önce, evlendikten kısa süre sonra…

mercy and hate.

“nefret ile merhamet iki güçlü kraldır ve sürekli birbirleri ile savaşırlar. merhamet bu savaşı hep kaybeder ve ölür ama nefretin içerisinde en ufak bir merhamet varsa, nefret bu yaptığına çok pişman olur. eğer bu gerçekleşirse merhamet ölmez, sadece yaralanır ama diğer türlü merhamet artık ölüdür. sen bir ölüsün artık. bunu hep hatırla.” olanlara yorumu bu…

bilmiyorum.

“dışarıda harika bir fırtına var ve gökgürültüsü. bu kasveti çok özlemişim. foça’ya dönünce moral olarak daha iyi oldum ama hasta hissediyorum. 3 gün boyunca yatıp salda gölü için enerji toplayacağım. doğa katilleri orayı mahvetmeden mutlaka gidip görmek istiyorum.” (cumartesi sabahı) üzerinden çok geçmeden köpek sesleri ile uyanıyorum. hali hazırda bir köpek sorunumuz var zaten. kardeşimin…

every journey has an end.

her yolculuğun bir sonu vardır. biz de, bugün, üzümlü kek ile bu yolculuğumuzun sonuna geldik. gönül isterdi ki, bir şekilde kavuşmayı başaralım, eskisinden daha komik bir hayatımız olsun ve size anlatacağımız maceralarımız ama biri sizi istemiyorsa, bunların hiçbiri yapılmıyor, ağlayarak uzaklaşıyorsunuz tüm o kurduğunuz hayallerden… çocuk kalpli

urla, izmir.

bazen sadece iyi değil. ne ruhen ne de fiziken iyi değil. koronadan kurtulduğumdan beri, bugün dahil, her gün kendimi başka bir köşeye attım, sürekli hayatın içinde kalabilmek adına ama bugün urla’ya geldiğimizde sonunda parkeler kaydı ayağımın altından. birden geri geri düştüm. epilepsi nöbeti gibi değildi. bilincimi hiç kaybetmedim ama vücudum yeter çocuk kalpli, gücün bu…

bostanlı pazarı.

bostanlı pazarı harika bir yer, şimdi de bu masa örtüsünü buldum yazlıktaki masa için. doktorla görüştükten sonra biraz da olsa dışarıda zaman geçirmiş oldum böylelikle. bugün ona accessbars ile ilgili düşüncelerini sordum. sizinle konuşmam da yardım ediyor ama içimde bu tedavinin bana çok daha yardımcı olabileceğine dair bir his var, dedim. doktorların bakışı her zaman…

broadcasting.

son bodrum fotoğrafını da çektikten sonra, ailemin aracı ile şu an hızlı bir şekilde ayrılıyorum bodrum’dan. uyumayayım diye blog işine girdim çünkü bugün günlerden salı, bilen bilir ben kadınlardan ve salı günlerinden çok çekerim. üzümlü kekim kafamı kırar benim eğer uyursam. en azından eve gidene kadar dayanayım. dün çok geç yattım arkadaşlarımla son gecemiz olunca….

bodrum, muğla.

bir süre deniz görmek istemiyorum. sanırım, bugün bodrum fersahlarında son gücümü harcadım. bir gün daha gezerim diye düşünmüştüm ama yeni hastalıktan çıktığım için, gücümün bittiği yerde ne olursa olsun durmam gerekiyor. aslında eskisinden çok daha farklı bazı şeyler, sürekli dışarıda olmak, sürekli başka koylarda dolaşmak istiyorum ama dediğim gibi gücüm bir yere kadar yetiyor şu…

göcek, fethiye.

peşimizde fırtına olduğu için bir an önce bodrum’a ulaşmalıydık, o yüzden çok az durduk göcek’te. zaten gördüğünüz gibi kocaman bir marina burası. çok fazla tekne var, suyun temizliğine emin olamıyorsunuz. o yüzden atlamadım bile hiç denize bugün. yine kamaramda beşikte sallanır gibi uyudum. şimdi bodrum’a geldik. asıl gezmek istediğimiz koylar burada zaten. 1-2 günde bitirmeyi…

seni hiç bırakmadım.

gecemiz yine üzümlü kek ile geçti. bana kırılma ne olur, yaptığım hataydı ama ben doğru bir karar verecek durumda değildim, iyi günler geçirmiyorum, sana ihtiyacım var ne olur beni bırakma, diyordu. yani şimdi bırakılmış durumda ben olmasam, tamam bırakmayayım diyeceğim de. tam 1 yıl gece gündüz soluksuz sevdim ve çabaladım bizim için. tek karşılığım bloke…

rüzgarlı, turunç koyları, fethiye.

hastanede yattığım, başka bir günün acısını daha çıkardım bugün. hatta bazı fethiye koylarını ayaklarımı denize sokarak gezdim: gezilecek çok fazla koyu var, bir günde en fazla bir kaçı geziliyor. sudan baktığınızda balıkları da görebiliyorsunuz: yatın üst katından atlayacak kadar mutlu birgün geçirdim. sadece, sanırım bir hayvan tarafından farkedilmeden ısırılmışım denizde. onun ürtikeri ile uğraşıyoum şimdi….

kalemya koyu, fethiye.

aslında uyku saatim geçti ama tüm gün yatta uyuyarak geldiğimden şu an son derece ayığım. bebek gibi uyumuşum. yat sallanırken beşik etkisi yaratmış bende. mışıl mışıl uyumuşum. ilk durağımız kalemya koyu oldu. uzun tur öncesi güzel bir yerde durup dinlenelim dedik. çünkü yaptığımız plana göre nerdeyse tüm haftasonu denizde olacağız. bunu hakettiğimi düşünüyorum…. çocuk kalpli

kuşadası, turkey.

anakaradan ayrılacağım kuşadası’na geldim. ailem de benimle geldi. çoğu akşam yatta uyuyacak olmama rağmen, fenalaşırım, yardıma ihtiyaç duyarım diye turladığımız yerlerin yakınlarında olup, kendi tatillerini yapacaklar. ben iyiyim ama öyle bir bilinmezlik var ki korona virüsü ile ilgili. ben hastanedeyken, iyileştikten sonra fenalaşıp tekrar servise yatırılan bir çocuk vardı. öyle bir şey olabilir diye düşünüyorlar….

deniz bana hep iyi gelir.

bugün öğleden sonra biraz daha yürüyüşe çıkınca, evimizin önündeki salıncakta ruhumu teslim etmişim artık. bu salıncağı ilk gördüğümde üzerindeki çiçekli böcekli kılıfı atacağımı söylemiştim. şimdi kendi renklerimde istediğim huzurlu uykulara dalıp, rüyamda üzümlü kekimi görüyorum. bu da var. hep şehirlerarası yollarda görüp bahçeli bir evim olursa alacağım demiştim. bugün yürüyüşte bunu da aldım: salıncakta uyurken…

foça’nın koyları.

yine foça’nın koylarından birine atarak yaptım sabah sporumu. patikalardan aşağıya inip manzaranın tadını çıkardım tek başına. tabi bir miktar sağa sola atılmış çöp moralimi bozmadı değil. allahım biz neden böyleyiz diye sormaktan kendimi alamadım. gerçekten anlayamıyorum şu durumu. neden pisliğini arkanda bırakıyorsun? kim temizleyecek? bir dahaki geldiğinde o çöpü orada görmekten rahatsız olmayacak mısın? üzümlü…

bir kilkenny için değer miydi.

tatil öncesi, sağlıklı mıyım testine girdim bugün. igg’m yükselmeye devam ediyor. bu çok iyi bir işaret çünkü hastalık geri gelmeyecek, igg antikoru onu tamamen engelleyebiliyor demek. lakin dünden beri inanılmaz bir göğüs ağrısı çekiyorum. bu bir süre daha böyle devam edecek dedi, doktorum. iyileşen çoğu hastanın haftalarca bu şikayeti devam etmiş. kendimi hırpalamayacağım ölçüde egzersiz…

şafak operasyonu.

yazlığımızın hemen yanında bu ufak patika var. geldiğimden beri tırmanmak oradan manzaraya bakmak istiyordum. çok güzel görünüyordu sabahları. gel gelelim tek başıma korkuyordum. o yüzden benim özel harekat ekibini toplayıp yollara düştüm bu sabah erken kalkınca. en öndeki kardeşimin ilk köpeği çomar, iki numara simba, üç boncuk, dört numara da efe. bana yoldaşlık yaptılar, beni…

kilkenny.

dün de bostanlı’nın tadını çıkardıktan sonra, bugünden itibaren birkaç günlük dinlenmeye alıyorum kendimi. sadece akşamları çıkarım artık. öyle çok gücüm yok ve perşembe günü tatile gidiyorum. güce ihtiyacım olacak. hastalıktan çıktığım için birkaç gün heyecanla koşturdum durdum ama bu sabah uyanamıyorum artık. vücudum hayır bugün yataktan çıkamazsın artık diyor. yine çıkarım da, akşam artık. annemle…

tricycle.

epileptik sorunlarım yokmuşçasına uyku saatimi gecelere çektim. çünkü içimdeki, sürekli dışarıda olma isteğini bir türlü durduramıyorum. dün gece özeldi zaten, sonunda annemle hayalimizi gerçekleştirdik. tricycle ile foça sahilinde dolaşıp dondurma yedik. dedim, kışın hazır doğalgaz da geliyormuş, yaptırın kışın da gitmeyin zonguldak’a. artık buralı olalım. öyle huzura erdik ki foça’da. artık hep burada yaşayalım. tabi…

bence ben izmirliyim.

hastalanmadan önce kendime cicili bicili bir deniz bornozu almıştım. ne yazık ki hastaneye yattıktan sonra dolabımda beni bekledi bir süre ama sonunda bugün üzerimdeydi. çok da yakıştık birbirimize. foça’nın çok underrated bir doğası var. ya da ben çok şey bilmiyordum foça ile ilgili. bu koya gittik. adını bilmiyorum açıkcası. yenifoça-foça yolunun arasında arabanızı parkedip, yürüyerek…

a kolyesi.

sabahki bloğumuzu kardeşimin köpeğiyle birlikte yazıyoruz. çok mutsuz bir köpek. zaten bir canlının kardeşimle yaşayıp mutlu olma ihtimali yok. eşi de eziyet çekiyor. çocuğu aldım karşıma konuştum, boşan dedim, bu çekilecek dert değil, hayatını mahvetme bunun için, ben 34 yıllık ablasıyım, ben artık istemiyorum bunu, dedim. gerçekten de istemiyorum. bak üzümlü kekim ile ne hallere…

son mail.

bugün sadece fiziksel olarak değil de ruhen iyileşmek de istediğime karar verdim ve çok zordu üzümlü kekin beni hastane odasında bloke ettiğini düşünerek, bunu başarabilmek. özür diledim. çünkü hayvan demiştim ona. allah belanı versin yazmıştım. ölmek üzere olan biri bloke edilince bunlar oluyor. haklıyım demiyorum, zaten haksız olduğumu düşündüğüm için özür diledim. son mailim diye…

walk around.

hastaneden çıktığımdan beri sürekli yürümek istiyorum. en ulaşamayacağım yerlere bile yürüyerek gidesim var. bugün annemi de ikna edip düştüm yine yollara. geçen sene becca, benimle ilgili harika bir saptama yapmıştı. üzümlü kek ile yaşadığımız bir hüzünden sonra buzdolabındaki küçük üzümlü kek magnetini kaldırmış, yerine daha büyüğünü koymuştum. çok güzel seviyorsun değil mi, diye sormuştu. öyle…

yenifoça, izmir.

aldığımız zaman çok komik görünmüştü gözüme, hala biraz komik görünüyor ama çok yakıştım bence üzerine. hem doğada dolaşıp oksijenimi aldım hem de sahilde durup biraz yürüyüş yaptım. burada herkes de bundan var. büyük havalimanlarındaki buggy’lere benziyor. elektrikle çalışıyorlar. çevre dostular. arka koltuk yatabiliyor. orada size yükünüzü koymak için alan açılıyor. dışarı çıkmam önemliydi. bir şekilde…

işte ben bunları hissettim.

sokakta olmak güzel duygu ama en az 10 gün daha gerekecek sokakta saatlerce yürüyebilecek gücü kendimde bulabilmek. bugün annemle karşıyaka’daki pazara gittik. çok seviyor böyle yerleri. yarın trcylcle’ı alıp sabahları sahilde uzun yürüşlere çıkmaya karar verdim. bir şekilde açılmam gerek. 15 gün sürekli yattım. buna da ayrı inanamıyorum. tatile gelip virüse yakalandığıma ayrı inanamıyorum. en…

home.

battal bey’ime ve odama kavuştum. 1 hafta daha böyle odada geçecek ama en azından hayata daha yakın olacağım, istersem trcycle’ımla dolaşabilirim de, evin önündeki sallanan salıncakta da uyuyabilirim. ilaçlarıma evde devam ediyorum, ateşlenirsem tekrar hastaneye döneceğim ama umarım ateşlenmem. artık bitsin, geride kalsın istiyorum. hem fiziki olarak hem de mental anlamda çok yoruldum. psikolojik tedavim…

eski foça, izmir

hastaneden çıkışımın şerefine, eski foça sahiline dondurma yemeye gittik ailece. sanki hayatım boyunca ilk defa dışarı çıkmış gibi hissettim. annemizle babamızla çocukken bir yerlere giderdik ve gördüğümüz her şeyden korkardık ya, öyle bir histi. çok dolaşmamamıza rağmen biraz çabuk yoruldum ama çevremde ne varsa kareledim. öyle bir kareleme isteği ile doluydum. gücüm henüz yeterli değil,…

who you say, you are.

dün mucizevi bir şekilde igm negatif çıktı. haftasonunda üzerimde ne denedilerse işe yaramış görünüyor. hala tamamı ile iyileşmiş değilim ama igg’yi gördük ya, iyileşmeye başladım demek, tedaviye, evden de ilaçlarla devam edebilebilir demek. bugün veya yarın çıkacağım buradan. umarım bugündür. birkaç gün evde dinlendikten sonra dostum faustina’nın yatı ile açılacağım. seni bekliyorum demişti. uzun süre…

medical park.

hayat eve sığıyor, hastane odasına değil. penceremden dışarı bakıp, sahip olduğum tek manzaram bu ufacık mavi gökyüzüne bakıp ağlamaktan çok yoruldum. daha çok bina ön planda zaten. sonuçlarım iyi çıkmadı. daha düşükler ama hala yüksekler. doktorumla yine tartıştık. bağışıklık sistemimi anksiyete ile düşürdüğümü düşünüyor. hayatım bu serviste geçiyor 15 gündür. nasıl mutlu olabilirim ki? zaten…

8. henry.

sanırım hastanede zamanımı nasıl dolduracağımı buldum. bugün nintendomu istedim annemden. mario’yu en baştan oynayacağım. türkiye’ye gelirken, belki sıkılır oynarım diye yanımda getirmiştim. gerçekten çok sıkılacağım bir yerdeyim şimdi. iyi uyuyamadım. üzümlü kek rüyama girdikçe uyandırmaya çalıştım kendimi. yoğun bakıma girmeden önce bloke etmişti beni. kırmak için yapmadım diyordu rüyamda. ama ben çok kırıldım! diye bağırdım….