secret world.

hasta olmaktan daha kötü bir şey varsa, o da noel’de hasta olmak. işler iyi gitmiyor. daha evimi süslemeye bile başlayamadım. eşim, ben yerine yapabilirim diyor ama hiçbir noel oyuncağıma dokunmasını istemiyorum. hepsini ben yapmalıyım. tüm yıl bugünler için bekledim, zaten etkinlikler yok, bari en azından kendi evimi süsleyip, tadını çıkarayım. hala berbat haldeyim. bu halimin diğer sebebi ise yemek yiyememem. tadını, kokusunu almadan işkence geliyor yemek yemek. sadece brokoli ve kuşkonmaz yiyorum bugünlerde, bir de elma suyu içiyorum lakin uyanık kalırsam bunları da kusuyorum. midem inanılmaz bulanıyor. belki bugün üzümlü kek yerim.

bugün gidip, bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere gönüllü olarak kan vereceğim. ikinci kez enfekte olmuş bir insanın bulguları çok önemli, üzerinde aşıların içerisindeki maddeyi denemek istiyorlar. ben de hayır diyemedim çünkü ayda 50 dolar ödeyip, sınırsız bir sağlık hizmeti kullanıyorum michigan eyaleti sayesinde. türkiye’deki hastane masraflarımın da tamamı ödendi. teşekkür borçluyum.

çok uyumuşum yine. rüyamda kaybolacak kadar uyumuşum. yine ortaçağ’da eski bir fransız köyündeydim. orada başka bir yaşamım vardı ama kendime şunu diyordum, ben birini çok seviyorum, adını hatırlamıyorum ama onu çok seviyordum, onu bulmam gerek. sonra zamanda ileri gittim ve üzümlü kekimin yanına döndüm. ikimiz de çok sevindik kavuştuğumuza. sarıldık deli gibi. ne olur bir daha kaybolma, diyordu. seni asla bırakmam korkma diye sakinleştirmeye çalıştım. ne olur benden ümidini kesme, iyileş, çok güzel günlerimiz olacak, diye daha sıkı sarıldı.

ben de, bir an önce iyileşeyim o zaman diye uyandım. biraz da kardeşimin doğum günü diye zorluyorum kendimi. o da hasta. doktor olduğu için çok fazla virüs yüküne maruz kaldı ve bronşit oldu. annem hangimizle ilgileneceğini şaşırmış bir halde. kardeşimle gene iyiyiz ama hiç belli olmuyor, 1 ay sonra bir bakmışsın ruh hali değiştirmiş, yemediğim hakaret yok. beni çok kırıyor bazen. bu yaz da, üzümlü kek yüzünden kaç kere birbirimize girdik. lakin bugün düşündüm de, üzümlü kekten nefret etmesi kadar normal bir şey yok. benimle ilgili hayal ettiği sevgiye, kanımdan olmayan biri sahip. ablasının gözlerinde o sevgiyi görüyor. sesinde bu sevgiyi duyuyor. çıldırıyor böyle olunca. anneme söylemedi ama yazın üzümlü keke ağladığımı da biliyordu. 1 hafta boyunca, gece gündüz üzümlü kek için ağladığımı gördü.

üzümlü kekin de, bir kız kardeşi var ama bizim gibi değiller. aralarında çok yaş farkı var. kardeşimle benim aramda sadece 2 yıl var. bu aralar, onun kardeşi de rüyalarıma girmeye başladı. benimle hiçbir ilgisi de yoktur kardeşinin, çok ilginç gelmeye başladı bu rüyaya girişleri. senin, benimle ne işin var diye uyanıyorum bazen. annesini de görüyorum. sanki her şey benim elimdeymiş gibi, yüklen şuna diyor, kızı için. teyzecim daha ne yapayım, eve bir gül göndermedim diyeceğim o bile gitti ayıcıklarla. 2 tane bile olsa gitti sonuçta.

off. kızgın değilim hiçbir şeye ama gerçekten ne yapabilirim ki noktasındayım. sizden de çok fazla mail-mesaj alıyorum bu konuda ama inanın, en azından burada, kendi halimde bırakılmayı hak ediyorum. bazen gerçekten amacını çok aşan mailler de oluyor. bunlara gerek yok. beni de çok zor durumlara sokuyor.

ilk hastalığımın kötü olduğu günlerde, twitter ve wordpress’i kaldırmıştım. yani belli değildi ne olacağım. kötüye de gidiyordum. lakin o gün tuhaf bir şey oldu. birisi, ben üzümlü kekim diye mailler atmaya başladı. onun hayali olarak söyleyebileceklerini yazıyordu. ilk başta anlayamadım çünkü bir sürü mail atmıştı. 5-6 tane olunca 2 tanesi de spam’e gitmiş. tahminim annem yaşlarında, çocuğu olan bir kadından aşk mailleri alıyorum. fotoğrafını da yollamış. bunun şokunu atlatmaya çalışırken, o gün uyuşturularak yoğun bakıma alındım. telefonumu anneme verdirmişim. şifresini de söylemişim. niye böyle yaptım bilmiyorum. dediğim gibi uyuşturulmuştum. kafam karışmış olmalı. telefonumu alan annem tüm bu mailleri okuyor ben yoğun bakımdayken. kendime geldiğimde, neye uğradığımı şaşırdım. inanın çıldırmıştı. anne, bir kadın bana ne yapabilir ki dedim sadece. 2 saat susmadan, beni ağlatana kadar azarladı. bir daha bu yaşlarda kimseyle görüşmeyeceksin, faustina ilk ve son, dedi. hatta hızını alamadı, ben grand rapids’teki diş doktorunu da beğenmedim, o kadının bakışlarını sevmedim sana karşı, başka diş doktoruna gideceksin diye devam etti. ya anne manyak mısın, sigortam o kadını karşılıyor, ne güzel 30 dolara dişlerimi temizliyor 3 ayda bir, şimdi aynı işi başkasına 150 dolara yaptıracağım, dedim ama annem çıldırmıştı artık. tamam lanet olsun diyip başka dişçiye gideceğim şimdi.

hiç alakam da yok. kötü oldu. lütfen haddini aşmasın bazı şeyler. huzur içerisinde bırakın. burası üzümlü kekim ile benim gizli dünyamız.

bir şey daha oldu zaten. bana iyilik yapacağını düşünen biri, gidip üzümlü kek’e ulaşmaya kalktı. bu kişi gerçek hayatta tanıyınca beni, kolay oldu onun için. hiç hoş değildi. o günlerde üzümlü keke kızgındım ve allahtan bloğumun ismini değiştirdim. bir şekilde yırttım. üzümlü kek de, bu olayın olduğu tarihlerde beyrut’taydı. bloğuma, lübnan’dan giriş olmamış o tarihlerde. bloğun adını değiştirsem de görebiliyorum bunları. öyle vpn felan da kullanmaz. aynı benim gibidir bu konuda. derin bir ohhh çektim. bir de yakın zamanda web sitesini yenilemedi. o kişi o sitenin üzerinden ulaşmayı denemişti. demek, ilgilenmiyormuş web sitesi ile. beni, o da kurtarmış olabilir.

bu da gerçekten hoş değildi. ben, gerçekten hayatımda böyle insanlar istemiyorum. kendi dünyamda en azından, huzur içinde bırakılmayı hak ediyorum. üzümlü kek de hak ediyor. ayrıca biz 3. kişiler üzerinden çok büyük sorunlar yaşadık geçmişte. bir daha kimseyle bu muhabbetlere girmem. kimseden yardım almaya çalışmam. ters tepiyor bize.

biz, birbirimizin hayatındayız zaten. biz konuşmasak da konuşuyormuş gibiyiz. onu çok seviyorum. bizi, kendi halimize bırakın ne olur.

çocuk kalpli