mr. pitiful.

abd, yeni başkanını seçti. kutlamaların az da olsa bir parçası olabildim bugün. çok az kalabildim, insanlardan da çok uzaktaydım ama gene de ufak olsa bir parçasıydım. kendi kararım değildi. becca, getirilmemi istemişti. insanlara bilgi vermişti çok az da olsa uğrayacağıma dair. iptal olan noel etkinlikleri için ağladığımı öğrenmişti dün. bugün, bak çocuk kalpli, eğlenmek için ne olursa olsun bir şeyler bulacağız, üzme kendini artık, dedi. al şu tatlı çöreği, elma suyunu iç, şu şarkıya da eşlik et ve git…

“mr pitiful”. anlamı zavallı herif ama burada daha çok biraz üzgün anlamında kullanılıyor. blue çağı deriz ya hep, mavi hep bir hüzün anlamı taşır ya, bu şarkı da trump’a yani üzgün adama, tatlı michigan göndermesi.

çünkü michigan, siyasi görüş olarak da mavi beyaz bir yer. detroit’i çıkardığımızda, küçük bir hollanda kalıyor michigan’dan geriye. buradaki insanlar, lütfen bizi detroit’le değerlendirmeyin derler yabancılara. çünkü detroit, bir savaş alanından betersizdir. genelde savaşı başkana değil, düzene karşı verirler. her daim isyan vardır orada. ben, buna inanmamıştım yıllar önce. 2014 yılında detroit’e gitmeye çalışmıştım tek başına. o zamanlar hazel park diye bir yerinde kalıyordum, oraya yakındı ama şehrin girişini polisler tutuyordu. evinde kaldığım arkadaşım, “sakın detroit’e gitme” diye geldi dedi bir sabah. yani aklımda bile yoktu bir yere gitmek aslında ama böyle şeyler bende tam tersi etki yapıyor. o işe gidince, birgün arkasından otobüsle detroit’e gitmeye karar verdim. siyahilerin tehlikeli olduğundan bahsetmişti ama bana ne sizin kavganızdan, ben türküm, benim hiçbir derdim yok onlarla diye ikna etmiştim kendimi. (öyle görünüyor musun acaba?)

otobüsüm geldi ve ben büyük bir heyecanla içine atladım, biraz yürüdükten sonra orta koltuklardan birine kendimi attım. tam seyahatimin tadını çıkarmaya başlamıştım ki otobüs başka duraklardan başka insanlar da almaya başladı. lakin şöyle bir şey vardı: otobüse binen herkes bana çok kötü bakıyordu. önce yüzüme, sonra kıyafetlerime, en sonda elimdeki telefona. ben de o gün öyle bir giyinmişim ki, üzerimde bir tek “para var, huzur var” yazısı eksik. saçım başım da röfleli, süslü. parfüm felan da sıkmışım. yani denk gelmiş. her günüm böyle değil! otobüs ilerledikçe durum kötüleşiyor, başımdan soğuk terler boşalıyor ama otobüs hiç hesaba katmadığım yerlere döndü. çok da uzaklaştık, yürüyerek eve dönmem imkansız artık. otobüs de doldukça doluyor. içimden paniklememeye çalışıyorum ama vücud dilim öyle demiyor. bir durakta daha durduk. beyaz birisi binecekti otobüse. ohh dedim kurtuldum, sadece ben olmayacağım otobüste. sonra binen adamla göz göze geldim. adam uyuşturucu bağımlısı bildiğin. incecik kalmış, kolları da morluk içinde. yok dedim böyle olmayacak. sonraki durakta indim. bir baktım evden 15 mil uzaktayım. arkadaşımı aradım gelip beni alır mısın diye. aklını yitirdi. polisi ara otoyola çık, diyor. öyle bir yerde inmişim ki, kaçırılmam veya gasp edilmem an meselesi. turist vizesi ile girmişken böyle bir şey yapmak istemiyorum, diyorum. tamam diyor ben hemen gelip, alıyorum seni. güvenli bir yer bul bana konum at, kimseyle konuşma. sonra bir çocuk beliriyor yanımda. burada ne yapıyorsun, diye soruyor. öyle korkuyorum ki elim ayağım birbirine giriyor, elimden telefonu düşürüyorum o anda. çocuk alıp bana geri veriyor. iyi misin, evin nerede, burada olmamalısın, diyor. sonra arkadaşım gelene kadar bana eşlik ediyor. yarım saat boyunca hayatımı koruyor bildiğin.

öyle bir yerdir detroit. umarım gelecekte daha iyi bir yer olur. içerisinde yaşayan tüm insanlar huzuru bulur.

adını, gökyüzüne yazmak isterdim. sonra gökyüzüne baktığımda, zaten orada olduğunu gördüm.

çocuk kalpli

bugün aslında kimin başkan seçildiği çok umrumda değil. o kadar kapılıp gitmiş durumdayım ki üzümlü kek’e, anlatmam mümkün değil. rüyadan uyanınca adını gökyüzüne yazdım bugün. göğe bakıp hayal ettim yazdığımı. hatta sonra o gökyüzünü çekip, kendi elimle üzerine de yazdım. sonra yeniden baktığımda, farkettim ki, o zaten hep oradaydı, ben, bakmasını bilmiyordum sadece.

hayat veriyor, yaşam veriyor bana üzümlü kekim. eğer bu geceki rüyalarım olmasa, beni bu yataktan kimse çıkaramazdı. küçük bir adımı, büyük birinin elinden tutarak atmış ufak bir bebek gibiyim. hala yürümem çok zor ama ilk adımı attım. tıpkı ben de bebek üzümlü kek gibi, yakın zamanda başka yerlere atmaya başlayacağım kendimi. sadece yavaş olacak. her şey bir günde değişsin, bir günde iyi hissedelim istiyoruz ama değişim bu şekilde gelmiyor ne yazık ki. ne kadar istersek isteyelim, zamanla yerleşen bir şey değişim ama istememiz gerçekten önemli.

istiyorum.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.