bebeğim? ya ama…

bugün günlerden perşembe ve ben seni çok seviyorum üzümlü kekim…

beklediğim gibi bir geceden geliyorum. üzümlü kek geç yatmama çok kızdı, gördüğümde, arkasını dönüp başka yere gitmeye kalktı. bebeğim ya ama, tüm dünya izledi heyecanla, ne olur gitme yalvarırım diye peşinden koştum. durmadı. tüm dünyanın ben olduğunu sanıyordum diyip devam etti yoluna. gittiğini sanıp ağlamaya başladım. sonra bir saatle geldi elinde. saat 6.30’u gösteriyordu. kışı beklemeyeceğim, 6.30’da yataktasın, ayrıca kendi yatağındasın, hastaneden ne yapıp ne edip çıkacaksın bugün ve her dediğimi eksiksiz uygulayacaksın, dedi. sonra geçti siniri, sarıldı. hep yanındayım bunu biliyorsun, ne olur iyileş artık, seni çok seviyorum, korktuğun gibi değil o yerler, fotoğraflarına bakınca öyle hissediyorsun, birgün afrika’ya gidersen ben zaten yanında olacağım, diye bitirdi.

bundan aldığım motivasyonla oscarlık bir “iyi hissediyorum” performansı sergileyeceğim bugün. hissetmiyorum ama öyle davranacağım. bu sefer de ben eşimi kandıracağım. ayrıca kendi yatağımda yatmam çok daha iyi hissettirir. şu an burada olmamı gerektiren bir şey yok, ciğer taramalarım temiz. odamda karantina altına alabilirim kendimi. eşim alt kattaki tuvaleti kullanır. ya da gider ailesinin evinde kalır. bu arada gerçekten farklı bir mutasyon almış gibiyim. ilkinde baş ağrısı ve bel ağrısı yoktu. bu seferkinde bunlar en büyük semptomlar.

ama dün de dediğim gibi, şikayet etmeye utanıyorum artık. elimden geldiğince normalleştirmeye çalışıyorum.

çocuk kalpli