8. henry.

sanırım hastanede zamanımı nasıl dolduracağımı buldum. bugün nintendomu istedim annemden. mario’yu en baştan oynayacağım. türkiye’ye gelirken, belki sıkılır oynarım diye yanımda getirmiştim. gerçekten çok sıkılacağım bir yerdeyim şimdi.

iyi uyuyamadım. üzümlü kek rüyama girdikçe uyandırmaya çalıştım kendimi. yoğun bakıma girmeden önce bloke etmişti beni. kırmak için yapmadım diyordu rüyamda. ama ben çok kırıldım! diye bağırdım. git artık rüyalarımdan, dedim. her zamanki gibi alakasız yerden vurmayı denedi. dün instagram’ımda yazan mesajı okumuşçasına, adımın önünde bir ünvanım yok nasıl olsa rahat rahat kovabilirsin, dedi.

ha ben kovuyorum öyle mi! sen yoğun bakıma girmeden önce benim 1 yılda yazdığım tonlarca özel mesajı umursama, üzerine, ben, o zor durumdayken hastanede odasında beni bloke et, ben kovuyorum şimdi öyle mi, nefretinle başa çıkamıyorum artık, git lütfen, dedim. hepsini okudum o mesajların, seramiklerimi çalmışsın, bunu artık biliyorum, dedi.

ne yapacağız? bilmiyorum hiç seninle dedim, gerçek hayatta beni hiç sevmiyorsun, biraz kendime geleyim sadece buradan deneyelim artık madem ama şu an çok kötü durumdayım, bizim hakkımızda burada bile bir şey düşünebilecek durumda değilim, sen de iyi durumda değilsin, bu rüyadaki halin, gerçek hayattakinin ufak da olsa bir yansıması, lütfen bir süre rüyalarda bile görüşmeyelim, dedim.

ben gerçekte de var olanım, dedi.

evet, ben de ingiltere kralı 8. henry! uyandırdım artık kendimi. gitmeme asla izin vermeyecekti, bunu bekliyordum zaten. hiç şaşırtmadı beni bu rüya. yine de mutlaka bir süreliğine de olsa gitmeliyim. uzun süre onsuzluğa ihtiyacım var.

sonra demez mi? nasıl demişsin bir mesajında, sana teşekkür eden insanları alt alta topla ya da çarp, yine de benim sevgimi yakalayamazsın, aynısı senin için de geçerli diye. (ağlıyor bir de bunu söylerken)

önünde ünvanı olan insanlara teşekkür etmek zorundaydım. ne becca, ne de emanuel bir an olsun elimi bırakmadılar. eşim de öyle. o beni bloke ederken, onlar benim için ağlıyor, dua ediyordu.

yoğun bakımı güzelledim ama bir yoğun bakım ne kadar güzel olabilir ki. bu sabah ilk beyaz saçımı gördüm aynada. nasıl eziyet çektiysem, saçımın bir tanesi bembeyaz olmuş. korkunç bir ağustos ayı geçirdim. hastalanmadan önce de üzümlü kek için ağlıyordum. hayatım boyunca kabuslarıma girecek kadar kötü bir şey yaşadı. yani kolay değil. ben onun için ağlamaktan kör olurken ama o beni bloke etti benzer durumdayken. bunun gücünüze gitmemesi imkansız.

dün bir şeyi daha farkettim. üzümlü kekin başına gelen olay ile benim hastalığımın ilk ortaya çıkışı aynı gün gerçekleşmiş. yakalandığı patlamanın yaşandığı sırada ben yüksek ateşle yatıyordum. o gün ilk düşüşümdü. sonrasında üzümlü keke üzülürken hep ateş düşürücü ile geçiştirdim ama ilk o gün hastalanmıştım. başlarda sıradan bir soğuk algınlığı gibi başlıyor. o gün başlamıştı. 4 ağustos günü.

yıldızımız da aynıymış meğer.

çocuk kalpli