happy thanksgiving.

salı günü, çocuklarla yediğimiz junk food’dan sonra (çocuklardan biri eşim) dün, kusa kusa canım çıktı. ne zamandır böyle şeyler yemiyordum. midem kaldırmadı. ikinci covid rahatsızlığımda, birkaç gün dışında hastanede yatmadım ama yatmam gerekiyormuş. tad ve koku alma duyusu olmadan kendinizi besleyemiyorsunuz. bir şeyler yiyemediğinizde de, hiçbir şeye haliniz olmuyor, bir nevi iyileşemiyorsunuz. doktoruma yine acil…

teenagers.

evlilik çatısı altında, ergenliğini sonuna kadar yaşayan iki çiçeği burnundaya, iyileşmemin ardından, becca’nın eşi kyle da eklendi. bodrum katında playstation, giriş katında nintendo, üst katta ise netflix ve hulu dönüyor. PS5 gelmeden, hep beraber elimizdeki oyunları bitirmeye çalışıyoruz. uzun süredir dizilerime ve çizgi filmlerime bakmıyordum, arada onlara da bakıyorum. donut, pizza, cips, tavuk parçacıkları, kola…

church’s tree farm.

ve ne olur, çocuk kalpli sonunda iyileşir. şunu biliyorum, eğer iyi olmak için delirseydim, kesin hasta olurdum. noel’den bile ümidi kesmiş bir halde, tüm kışı yatağımda uyuyarak geçireceğim derken, bugün iyileştiğimi öğrendim. zamanla daha iyi olacağım. bugün başarabilseydim, sinüs ameliyatı için de gün alacaktım ama prosedür gereği buna da sıfırdan başlamam gerekti. zaman alacak ameliyat…

year a.

22 kasım. yeni, katolik liturjik yılına 8 gün kaldı. (hristiyan alemi için yeni yıl, noel’in kutlandığı ay başlar, yani 1 aralık’tır) bu yıl a yılıydı. a yılının, son 8 günü. ek sakinleştici kullanmadığımdan, kullanmamayı tercih ettiğimden gözyaşları ile geçiyor. eşim sabrediyor ama birkaç gün daha beni böyle yatakta uyurken ve ağlarken görürse, müdahale edecektir. dün,…

kendimce.

eminim, herkes kendince büyük depresyonlara giriyordur ama ben depresyondayken, inanın hiçbir şeye benzemiyorum. depresyonu bile geçiremiyorum desem belki doğru olur. onun bile hakkını veremiyorum. sabit bir şekilde yerde oturup veya uzanıp, saatlerce ağlıyorum sadece. en son yazımda, epilepsi nöbetlerimi durduran şeyin ne olduğunu merak ediyordum. geceleri uyumak için aldığım ambien mi yardım ediyordu yoksa üzümlü…

kalpte eriyen.

A vitamini eksikliğim var. kalpte eriyen. çocuk kalpli bazı vitaminler suda, bazıları ise yağda erir. c ve b grubu vitaminleri suda erirken, a,d,e,k vitaminleri yağda erir. bir de A vitamini vardır. sadece üzümlü kek’e ait kalpte erir. bunları diyordum dün gece üzümlü kek’e. artık yeter hasta olduğun, tüm vitaminleri git satın al, gece gündüz kullan,…

çok oldu böyle.

“tek bir söz söyle, ruhum şifa bulacaktır” çocuk kalpli – 16 kasım pazartesi “ya ama tek bir söz dedim. çok oldu böyle. bak, hala konuşuyor.” – 17 kasım salı gecesi kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim. normalde, hiçbir söylenene kırılmam, alınmam ama hasta olduğum için sanırım çok duygusal hissediyorum. üzümlü kekim üzünce beni dün gece,…

chunk.

“only say the word and my should shall be healed” childheart. “tek bir söz söyle, ruhum şifa bulacaktır.” tamamı aslında katolik ayinlerine ait. rabbim, bana gelmene layık değilim ama tek bir söyle söyle, ruhum şifa bulacaktır, denir. tanrı fikrinden bağımsız, sabahtan beri kendime bunu söylüyorum. üzümlü kekim, lübnan’daki karantinanın, daha ilk gününden, kendini sokaklara atmış….

bettah.

sonsuza kadar, üzümlü krallık’ta yaşamak fikri de güzel ama sanırım diğer hayallerimiz için, bir şekilde tekrar ayağa kalkmalıyım. zaten krallığımızın da bir ismi var artık: “üzümlü krallık” çocuk kalpli hala süper olmuş değilim ama hastalığın en korkutucu haftasını, sanırım atlatmış bulunmaktayım. rüyalarımda üzümlü kekimin kucağında uyuyarak, elinden tutarak atlattım bu haftayı. krallığımıza bir isim bile…

üzümlü krallık.

bu sabah üzümlü kekimin gürültüsünü, hem kendi dünyamda, hem de onun instagram’ında duyuyorum. “gerçekten çok sinirleniyorum çocuk kalpli demek” sanki bu. ya da bana öyle geliyor. içten içe pişmanlık da duyuyorum. cuma gününden beri yatağımdan çıkmadan uyuyorum. buna öğle uykuları da dahil ama elimden de bir şey gelmiyor. gelse, zaten uyumak yerine, noel oyuncaklarımla ve…

lockdown.

sensiz, her noel, biraz hüzünlü geçecek zaten. çocuk kalpli ne derler bilirsiniz, all i want from christmas, is you. lakin yine de benim ruhum az da olsa çoşuyordu sevimli şeylerle. bu yıl o bile olmuyor. şu an evimin bodrum katına inip, oyuncaklarımı bile çıkaramıyorum. noel ağacımı daha gidip kesemedim. sadece odamda ağlıyorum. bugünün tek iyi…

secret world.

hasta olmaktan daha kötü bir şey varsa, o da noel’de hasta olmak. işler iyi gitmiyor. daha evimi süslemeye bile başlayamadım. eşim, ben yerine yapabilirim diyor ama hiçbir noel oyuncağıma dokunmasını istemiyorum. hepsini ben yapmalıyım. tüm yıl bugünler için bekledim, zaten etkinlikler yok, bari en azından kendi evimi süsleyip, tadını çıkarayım. hala berbat haldeyim. bu halimin…

zavallı üzümlü kekim.

yerini ve zamanını hatırlamıyorum ama bir sabah, saçlarını bulmuştum arkandan. başkasının saçı olsa, elimi bile sürmez, kağıt havlu ile alırdım. seninkileri elimle toplayıp, üzümlü kekimin saçları dökülüyor, bir şeyi sıkıntı mı ediyor acaba diye üzülmüştüm. yine çok hastayım ama bu yaz, başına gelenlerden sonra ölmedim ya, uzun süre bir şey olmaz inan bana. çocuk kalpli…

cheers.

“a” koleksiyonuma ve kalbime bir fotoğrafın daha girdi bugün. özellikle güldüğün fotoğraflar, kalbimin atışını değiştiriyor. senin de şerefine. yarasın benim üzümlü kekime. çocuk kalpli harika bir hafta sonu geçiriyorum. çok güzel şeyler oldu. çok uzun süredir, bu kadar peş peşe güzel şey olmamıştı. üzümlü kekimin, beyrut patlamasından sonra, ikinci mutlu fotoğrafı düştü instagram’ına. yatağımda nereye…

6.30’da yatakta olmazsan, görürsün geceyi, gündüzü, gökyüzünü.

noel etkinliklerinin iptalini, protesto ediyormuşçasına, bir başkanlık seçimi kutlandı birleşik devletlerde dün. insanlar çıldırmış gibiydi. biz de bir parçası olmaktan kendimizi alamadık bir yerden sonra. araç konvoyuna katılmak için yola çıktık. akşam üstü bir iki tur atıp döneriz diye düşünüyorduk. hava karardıkça insanlar araçlardan inip havai fişek atmaya başladılar. her havai fişekte de ulusal marşın…

mr. pitiful.

abd, yeni başkanını seçti. kutlamaların az da olsa bir parçası olabildim bugün. çok az kalabildim, insanlardan da çok uzaktaydım ama gene de ufak olsa bir parçasıydım. kendi kararım değildi. becca, getirilmemi istemişti. insanlara bilgi vermişti çok az da olsa uğrayacağıma dair. iptal olan noel etkinlikleri için ağladığımı öğrenmişti dün. bugün, bak çocuk kalpli, eğlenmek için…

i love you uk.

adını gökyüzüne yazmak isterdim. üzümlü kekli, kocaaaaman bir geceden geliyorum. belki günlerce, belki aylarca zaman geçirdik üzümlü kekimle. doya doya yaşadım tüm gülüşlerini. o demese asla uyanmak istemezdim. uyan artık, iyileşmen lazım, yazın kötü olduğu halde benim için kaligrafi bile öğrenmiştin, benim için iyileşmeyi de öğren, dedi. o an adını gökyüzüne yazmak isterdim, dedim ve…

canceled.

ne kadar hasta olursam olayım, kendimden çok seni düşünüyorum. bu pandemi, uzun süre sona ermeyecek, üzümlü kekim, kendini, o çok sevdiği uzun yolculuklara atamayacak, diyorum içimden. ayakların yere çıplak bastığı günden beri, o kadar alıştın ki dünya üzerinde koşmaya. şimdi, sokaklarda nasıl yürüyorsun bilemiyorum.  çocuk kalpli pandemi ilk başladığında şunu demiştim kendime: “beni hiçbir şekilde…

i made it.

yatağım, yatağım, benim güzel yatağım. sonunda evime döndüm. öyle özlemişim ki nerdeyse 20 saat uyumuşum içinde. bütünleşmişim böyle. pazartesiden beri sert, tek kişilik bir yatakta yatıyordum hastanede. masaj yaptırmış gibi oldum kendime, yatağıma girince. evet ne yaptım, ne ettim çıkarttım kendimi hastaneden. odamdan çıkmamak şartı ile eve geldim. üst katı ben kullanacağım, bodrum katını eşim….

bebeğim? ya ama…

bugün günlerden perşembe ve ben seni çok seviyorum üzümlü kekim… beklediğim gibi bir geceden geliyorum. üzümlü kek geç yatmama çok kızdı, gördüğümde, arkasını dönüp başka yere gitmeye kalktı. bebeğim ya ama, tüm dünya izledi heyecanla, ne olur gitme yalvarırım diye peşinden koştum. durmadı. tüm dünyanın ben olduğunu sanıyordum diyip devam etti yoluna. gittiğini sanıp ağlamaya…

bu nedir ya?

en çok marvel filmlerindeki karakterleri severim ama benim süper kahramanım her zaman sensindir. bazen gezdiğin yerlerin fotoğraflarına bakıyorum afrika’da. o kadar zor ve o kadar büyülü geliyor ki, içinden çıkabildiklerine hayran kalıyorum. gördüğüm fotoğraflara, kafamdan terler akıyorken bakıyorum ama senin bunları başarabildiğini görmek bana öyle güç veriyor ki, inan, orada, yanında olsam, o ter de…

santa parade.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim lakin şu an olduğum hastane odasında eşimi zor bekliyorum. beni kandırıp, hastaneye yatırdı. becca ile birlikte tabi. buradan bir çıkayım ikisini de vuracağım. evet hastayım, testim pozitif ama ciğerlerime inmediği için hastanede yatmamı gerektiren bir şey yoktu. hem evi temizlettirelim hem de bağışıklık sistemim güçlensin diye evden uzaklaştırıldım. evi…

görürüm en kısa zamanda güneşi, geceyi.

kış ayında hava hep kapalıdır burada. insanlar bundan şikayetçi olup, dururlar. ben aldırmam. çünkü güneşim sensindir. üzümlü kek ile kurduğumuz dünyanın en güzel yanı, böyle günlerde bana büyük teselli oluşudur. bugün, üst katta uyumama rağmen, alt kattaki konuşmaları duyuyordum. becca, eşimin babası, annesi hepsi hava durumundan konuşuyorlardı. hava soğumuştu. ilk kar düşmüştü. moralleri bozuktu bu…

ilk karın düşüşü.

ateşten aklımı kaybettiğim 31 ekim gecesini bir şekilde atlattım. kasım başladı. noel de, yapraklar dökülüyor ama üzülme ben geliyorum dermişçesine, bu sabah ortalığı beyazlara bürümüş durumda. ilk kar sincaplarımın üzerine düştü bile. yaprakların da çoğu gitmiş hafta sonu, yatağımda uyurken, bahçemdeki çalı da nerdeyse tüm yapraklarını kaybetmiş. iyi ki birkaç gün önce dışarı çıkıp tadını…

bajazet.

bazen, becca, bana ilginç sorular sorar. hep de bilmediğim yerlerden gelir bu sorular. bir keresinde şehzade bayezid’i sormuştu. 1600’lü yıllarda yaşamış bu şehzadenin “bajazet” adlı oyununu izlemişti ve hayatını çok merak ediyordu. ne yalan söyleyeyim, ben, böyle bir şahzede olduğunu bile, o an öğreniyordum. dedim bir bakayım, sana bir şeyler bulurum. sonra karşıma çıkan bu…

font gitti.

uyuduğumda, gerçekten uyuyor muyum yoksa aslında yaşıyor muyum? bunu anlamak çok zor, konu sen olduğunda. yakın çevrelerce çok mutlu karşılanmadı yeniden hasta oluşum. sabahtan beri canımdan bezdirdi herkes. annem ayrı, eşim ayrı, eşimin ailesi ayrı. eşimi kovdum az önce odamdan. sürekli hastaneye gidelim, başka testler de yaptıralım, ciğerlerine baktıralım diye sayıklıyordu. yeter artık, çık odamdan,…

yaşasın cumhuriyet.

bugün günlerden perşembe ve ben seni çok seviyorum üzümlü kekim. normal günlerde de seviyorum ama bugün en çok. zaten bugün doğduğumuz toprakların ilanını da kutluyoruz. yaşasın cumhuriyet. kendimce mutlu bir güne uyandım. benden başka herkes endişeli. dün doktorumun telefonu hanemize bomba gibi düştü. pcr’ım negatifti lakin igg’m tamamen erimişti. bağışık değildim artık, şu an muhtemelen…

üzümlü kekin ruhu aşkına.

bugün bunu yapmak zorundaydım. son güneşli ve yapraklı sonbahar günüydü, burada yaşayan insanlar için. aslında cadılar bayramı da güneşli olacak ama yarın çıkacak rüzgar yaprakların çoğunu yere düşürecek, cumartesi günü bugün çektiğim fotoğrafları çekmek mümkün olmayacaktı. üzümlü kek gibi, son gücüme kadar gezdim dolaştım. hakkını verdiğime inanıyorum. en azından yakın çevremdeki sokakları görmüş oldum. yazın…

son yapraklı gün.

michiganlılar için yapraklar dökülmeden önceki son, sonbahar günü. biraz buharlı ama açık bir hava var. istenen mükemmellikte değil ama işimizi görür. durumumda da bir ilerleme yok ama bugün yorgunluktan düşüp bayılsam bile, bu son günün tadını çıkarmak zorundayım. doktorum, uzun zamandır kullandığım uyku ilacım lunesta’yı yazmadı çünkü türkiye’de lunesta olmadığı için ambien’e geçmiştim. bir daha…

öyle olacak.

her şeyden önce, allah belanı versin wordpress. dün web sitemin fontunu kaybettim. bu nasıl oldu hala bilmiyorum. uyku ilacımı aldıktan sonra, önceki son 1-2 saati siliyor ama uyumadan önce wordpress’in teması ile uğraşma şansım 0. son zamanlarda bir çok yeri bozuluyor zaten. dün “set parent” da gitmişti, ayrıca videolar otomatik açılıyordu. hasta olmasam uğraşacağım ama…

no fault.

merhamet ölmedi çünkü öldüren nefret değildi. kalbin yüzüne yansıyor senin. sen nefret değilsin, sen benim üzümlü kekimsin. üzümlü kekim güldüğünden beri her şeyle barışıyormuş gibiyim. yaralandığı fotoğraf bile artık daha olumlu gelmeye başladı. o fotoğrafla bile barıştım. kendime şunu sordum bugün. bu nasıl mümkün? cevap basitti. olayları gerektiğinden fazla dramatize etmiş, o ruh hali ile…