i can’t belive that.

hani bir deyim vardır ya, sana bir çarparım bir de duvar çarpar diye. işte korona da bana böyle çarptı. kötü günlerimde bu virüse koşmak isterken, iyi günlerimi aldı benden. önce yaz tatili, şimdi rengarenk sonbahar yaprakları gitti. çok hastayım. hastalığı 2. kez geçirmiyorum muhtemelen ama ilk hastalığın semptomları, bağışıklık sisteminin ilk düştüğü an, yeniden ortaya…

oct 25.

cumartesi diye uyandım, pazarmış meğer. öyle uzun ve derin uyumuşum ki, hafıza kaybına uğramışım sanki. rüya gördüğümü de hatırlamıyorum. ruhen çok iyi gelmiş. fiziken ise hala kötü durumdayım. ateşten beynim eriyor şu an sanki. virüs olduğunu düşünmüyorum ama ciddi bir soğuk algınlığı geçirdiğim kesin. önceki hastalığın semptomları da ortaya çıkmış bu hastalıkla. yani imkansız 2…

hayat kısa ama üzümlü kekler gülüyor.

öyle bir güldün ki, her şey geride kaldı bir anda. öyle güzel güldün ki… çocuk kalpli böyle olacağını biliyordum. sadece, kendi sorunlarımı da işin içine dahil ettiğimde, bugünler hiç gelmeyecek gibiydi. yüzü güldü sonunda üzümlü kekimin. benim ruhum da gülüyor bugün. arkadaşları ile beraber zaman geçiriyordu. gülüyordu. fotoğraf uzaktan çekilmesine rağmen, yüzü de iyileşmiş gibiydi….

finally.

her sabah uyandığımda, bir ritüel haline gelmişti, uyanır uyanmaz üzümlü kek’in instagram hikayelerine bakmak. birkaç gündür olumluya gidiyor gibiydi. bugün sonunda gülmüş. gülen o değil, benim. evet diye yataktan havaya yumrukla çıkasım geldi. gerçek ise çok farklı. eşim sabaha kadar uyumamış. ses yapma ne olur, diyor. yerimden kıpırdayamıyorum. rüyamda sürekli sıçrıyor, sayıklıyormuşum. gördüklerimi bazen yazmıyorum…

shepherdsville, kentucky.

bugün de deli gibi tırmanıp gezdikten sonra, şunu anladım ki; bir gün daha aynı şeyleri yapamayacağım. günde 20-25 km yürümek için fiziksel gücüm olmaması bir yana, motivasyon olarak da kendimi ikna edemediğim için yarın dönmeye karar verdim. eşim üzülmek yerine biraz telaşlandı. olur dönelim, çünkü soğuk soğuk terliyorsun, ıslanıp, sürekli üşüyorsun, diyor. o da anladı…

mamouth cave, kentucky.

tek şey söyleyebilirim. hayatınızın ortasına geldiğinizde, değişimin size gelmediğini, sizin ona gitmek zorunda olduğunuzu fark ediyorsunuz. covid geçirmemin tek iyi yanı, epilepsi nöbetlerimin sebebinin açıkça ortaya çıkması oldu. doktorumla konuştuğumda, artık nedenini biliyoruz, ilacın olan şey aynı zamanda zehirin demiş oldu. entübe olmuşken kullandığım ek sakinleştiricilerin en az 150 katına maruz kalmıştım. 5 dakikalık bir…

bad night.

uzun bir yolculuktan sonra mamouth mağaralarına ulaştık. 6 saat sürmesi gereken yol, lousville’deki trafik yüzünden 10 saate yakın sürdü. aynı sürede new york’a gidiliyor michigan’dan. hatta daha da kısa, kanada üzerinden giderseniz. eşim de yine kandırmış beni. her yer yeşil kentukcy’de. buraya sonbahar gelmemiş daha. hava bile 20 derecenin üzerinde. becca’nın cezasından kaçarken, gerçek belamı…

ve yazamadığım daha bir sürü şey.

yolculuklar aslında bana çok iyi geliyor. üzümlü kekim yanımdaymış gibi oluyor. ona ait bir şeyi yaparken, oymuş gibi oluyorum. sadece yolculuk planları yapacak, evden yataktan çıkacak motivasyonum olmuyor. birinin hadi gidiyoruz diye dayatması, plan yapması hatta valizimi hazırlaması lazım. eşim bu sabah öyle yaptı. en lazım olan şey olan güneş kremini unutmuş ama iyi niyetli…

hayat devam ediyor.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim. zaten hissediyordum gök gürültüsünü, bekliyordum ne zaman gelir hesabını sorar bugünlerin diye. salı günü harika birgün bunun için. dün yatağa erken girmiştim ama suçum yoktu, doktorum öyle demişti, git biraz dolaş, sadece bugüne mahsus ilaçlarını erken ve çift doz al ve yat. eşim uyumadığımı ve sürekli ağladığımı görünce doktoruma…

“door is closed means door is closed.”

uyumadan önce ve uyandığınızda ağlamanızın en kötü yanı, gözyaşlarınızın kulaklarınızın içine dolması sanırım. aslında yattığınız pozisyonda kalkmanız iyi bir uyku aldığınızın göstergesi ama şu ara istediğim kadar çok uyuyamıyorum zaman dilimi değişikliği sonrası. akşam 7.30’da yatınca gece 3’te kalkıyorum. istediğim kadar uyuyamamam da kötü hissetmeme neden oluyor. düşünecek, üzülecek çok şeyim var. bunlardan kaçamıyorum. eşimin…

avengers infinity war’un sonrası gibiyiz, ya da endgame’in başı.

her şey aynıydı. küçücük şehirde, eski yalnızlığıma ve sessizliğime geri dönmüştüm. en başta bile çok sessiz, sakin gelmişti bana bu yer, şimdi pandemiden dolayı daha da ıssız, daha da kimsesizdi. beyzbol takımımızdan birinin, ufacık mesajına bile kalp çarpıntısı attıracak kadar küçüktü bu yer. aslında tatilden sonra buraya büyük bir motivasyonla dönüp, her şeye olumlu bakmaktı…

evet başlıyoruz…

bugün yaklaşık 20-25 km yol yürüyeceğim için erken kalkmam gerekti. cezamın ilk gününde yaklaşık 100 hanenin posta kutusuna bülten koyacağım. elimdeki elektronik saat de gittiğim her yeri kaydedecek ve akşam becca’ya gönderilecek. (olur da bisiklet veya araba kullanırım diye) ben de öyle olunca hemen eşime kentucky için yola çıkalım salı günü dedim. mamouth mağaralarına gideceğiz….

bizi sevenler asla terketmezmiş.

dün gözümü bile açamadan uyudum nerdeyse. çok yorulmuşum. yatağımın da böyle durumlarda konfor seviyesi, bir kral yatağına denktir. hala uykum var ama dışarı çıkıp attım kendimi bir sebepten. becca 1 ay boyunca tüm kilise bültenlerini üyelere dağıtma işini bana verdi ceza olarak. yarından itibaren çok daha güzellerini çekeceğimden emin olabilirsiniz. rüyamdaki kadar sertti becca. haklıydı…

tk5.

uyumayacağım dedim ama yolculuğumun ilk 4 saati ruhumu teslim etmişim yorgun olunca. yerim de rahattı, uzandım yattım. sağlık durumum iyi olmadığı için kendime konfor alanları yaratıyorum artık yolculuklarda, bu seferki uçuşumda, insanlar tarafından çok tercih edilmeyen en arkadaki koltuğu satın aldım bu yüzden. (tuvaletin hemen yanında olan) kuyruk kısımdır, çok sallanır, bir de habire insan…

kalbim kırıldı, çünkü kalbim oydu benim.

yüzün yeniden gülmeden, mutluluk nedir asla bilemeyeceğim. onu hep taklit etmem gerekecek. çocuk kalpli üzgün ifadesi hiç aklımdan gitmiyor üzümlü kekin. nereye baksam, karşımda sanki son paylaştığı görseli. yaralarından çok ifadesi acıtıyor canımı. o kadar yansıtmış ki hissettiği şeyleri o görsele. başkaları göremiyor belki ama ben en ince ayrıntısına kadar alıyorum o görseldeki acıyı. gerçekten…

sıcaktı, sıcacıktı.

türkiye’deki son günüm. geldiğimden daha beter halde dönüyorum ABD’ye ama kendi sağlığımdan çok üzümlü kekimi düşünüyorum. onun gülen bir fotoğrafını görmezsem noel bile buruk olacak. aslında yazdan noel’e harika bir giriş yapıyorum. 15 gün sonra noel devresi başlıyor. 31 ekim itibarı ile cadılar bayramı kutlanır ve ertesi gün her yer noel süsü olur ABD’de. çok…

burada kalpler asla kırılmaz.

ben hiç olmayan sanılan ama aslında en çok var olanım. burada kalpler asla kırılmaz, seni asla bırakmayacağım. çocuk kalpli bu yaz hakkında tek söyleyebileceğim şey; hiçbir şeyin elimde olmadığıydı. elimizde olmadığıydı. aslında ne üzümlü kek, ne de ben suçluyduk. başımıza öyle ummadığımız şeyler gelmişti ki. olanlar karşısında, bu sefer hiç gitmek istemediğim kadar gitmek istemiştim,…

denize doğru.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim. favori kadınım canımı bir güzel sıktı dün gece rüyamda yine. ABD’ye dönmemden pek mutlu değil. ek sakinleştirici olayından da. nörodol’u da istemiyor. kullanmayız madem ne yapalım. ben de çok mutlu değilim şu an, annem de sabah surat yaptı, dün gece erkenden yattın, zaten 3 günümüz kaldı 1’ini uyuyarak geçirdin…

“hayır 6.30’da yatılacak”

gün itibarı ile izmir’le tüm medikal işimi tamamlamış durumdayım. sabah, son antikor testimi yaptırdım. iğne batmasından korkan çocuklara taç takıyorlarmış, iğne batırmadan önce yüzüm düşünce bana da taktılar. böyle güzel insanlara denk gelmek beni öyle mutlu ediyor ki, birkaç sokak taktım tacı. izmir’deki dokturumla da son kez konuştum. ABD’ye dönünce düşük doz antipsikotik olmaya devam…

alaçatı, izmir.

geçen sene bu zamanlarda yine, buranın izmir’in en sevdiğim yeri olduğunu yazmıştım. çok seviyorum gerçekten, sevimli sokaklarında dolaşmak beni çok mutlu ediyor. aslında rahatsızdım, sinek ısırığına alerjim var ama antihistaminik alıp, dekont yaptırıp uyumaktansa, üzümlü kekimin sözünü dinleyip kendimi sokaklara attım. kardeşim yapıyor dekortu, popomu mahvedecek. el el değil ki kürek. neyse yarına kadar süper…

bize hiç bir şey olmayacak.

atatürk’ün ve cumhuriyetin son kalesinde yaşamak ne güzel. sokaklarında gezerken öyle mutlu hissediyorum ki. insanlar bile bir farklı geliyor. farklı yürüyorlar sanki üzerime… bugün, yıllık hamam+kese+köpük+masaj seansımı aldım. pamuk gibiyim şu an. bana dokunulmasından hoşlanmıyorum ama işi gereği bunu yapan insanlar buna dahil olmuyor genelde. üzümlü kekimi gördüm gece rüyamda. kızgın değilim, bu sefer elinde…

kozbeyli, foça, izmir.

o sabah gösterdiğim dağa çıktım. sadece istediğim günbatımı manzarasına zamanında kavuşamadık. çünkü düz yolda arabayla gelmek yerine fula dağı ve bisiklet yolunu seçtik. yel değirmenlerine giden bir yol vardır değil mi? bizim aklımıza gelmedi. bir de doğal güzellik çok hoşumuza gitti. tadını çıkaralım dedik: ormandaki işaretleri takip ettik yel değirmenlerini bulabilmek için. her yerde kırmızı…

hike.

dün, tüm gün yatakta ağlayıp, uyuduktan sonra bugün üzümlü kekin, üzülecek bir şey yok, düzelecek onların hepsi tesellisi ile can buldum ve dağlara tırmanmaya karar verdim. geldiğimden beri aklımdaydı foça’yı yukarıdan görmek. şu görünen dağa çıkmak istiyorum, çıkan biri motorsiklete belirli bir yerine kadar ulaşıyorsun dedi ama benim tricycle’ın gücü burada bitti ne yazık ki….

hayatın anlamı üzümlü kek.

ey parıltılı melek, daha güzel, daha gülen fotoğraflarını paylaş ne olur. bilirim kalbin duyar buraları. mahvoldum ben. ne olur hiç mi gülen yüzün yok. bir iki yara bozamaz o güzelliği ne olur gül. gülmediğin yerde hayat durdu…. dün gece yatağa yine ağlayarak girdim. aslında uyumadan önce plastik cerrah arkadaşıma mesaj atmıştım ne olur, düzelir mi…

öyle bir mutluluk.

hastanede yatarken aldığım 4 kiloyu verebilmek adına her gün düzenli olarak yürüyüşe çıkıyorum. ruhsal olarak iyi hissetmeye de yardım ediyor. çok iyi hissetmiyorum üzümlü kekimin son halini gördüğümden beri. gözlerimden istemsizce yaşlar boşalıyor. durduramıyorum. benim sevmeye kıyamadığıma nasıl kıydınız diye dünyayı herkesin başına geçiresim geliyor. az önce 3.05’leri restore etmeye başladım ama bu yüzden değil….

every journey has an end. but not ours.

üzümlü kek, beyrut’taki patlamaya yakalanınca 1 hafta ağlamıştım ama dün öyle bir fotoğrafını attı ki arkadaşım, tahminen 1 hafta daha gözlerim dolar ve ağlarım. yüzü iyileşir, yüzünde çok derin kesikler yok ama belli ki şu an aynaya baktığında çok iyi hissetmiyor. iyileşmese bile ben, onu sever, yaralarından öperim onu ama iyileşecektir. ah bebeğim… şimdi mantıklı…

ah üzümlü kekim, ah bitanem.

pek hoş değil tabi. bir nöbet bekliyorduk ama bu kadar şiddetli olmaz sanıyorduk. 5 dakika sürdü. 5 dakika sonra ise ben bambaşka bir biriydim artık. kendime gelmem çok uzun sürdü. uyandığımda ise rahatlamıştım. tüm gerginliğim bitmişti. uyandığımda ağzımda çıkan tek şey “üzümlü kek” oldu. daha mantıklı karar verince üzümlü kekimin iyi olmadığına ve hissetmediğine, bu…

oh olmuş.

dün akşam galatasaray’ın yenilmesi ile yatağa üzgün girip, sonunda geçirdim beklediğim epileptik nöbeti. her ne kadar uykumda geçirsem de bizimkiler duyup uyandılar. üzüldüler. annem, canın çıktı sanki diyor. bense kendime gelmiş gibiyim, fırtına sonrası yağmur yağmış, hatta dinmiş gibi rahat hissediyorum. ruhum kurtulmuş sanki. daha sakinleştiricisini bile almadım, şimdi içeceğim ama içmeden de düzeldi sanki….

ona inancını kaybetme çocuk kalpli.

-kahvaltı hazır çocuk kalpli hemen gel. hemen geliyorum. -hala hemen geliyorsun. HALA HEMEN GELİYORUMMMMM!! diye bağırarak geçiyor bugünlerim. geçsin bu hırçınlığım diye olabildiğince kendimi dışarılara atıp, yürüyorum, dışarıda zaman geçiriyorum ama hala yatıştıramadım şu halimi. insanların kalbini kırıyorum. özellikle de ailemin. bu, gerçekten bana yakışmıyor. bugün foça’nın en uç dibine kadar yürüyüp oradaki kafelerden birine…

salda gölü, burdur. (sabah)

mavinin her tonuna doyduğum yaz olsun. sabah uyandığımızda, salda gölü, sıradan bir göl gibi gözükse de, öğle ışığında, güzel renklerine tekrar kavuştu ve biz de tadını doyasıya çıkardık. hatta, görmeyi hiç ummadığımız sevimli şeyler ile doldu üzeri birden. gördüğümde ilk yaptığım şey: babama arabayı durdurtup, peşlerinden koşup resim ve video çekmek oldu. öyle çok her…

salda gölü, burdur. (akşam)

tüm gün, ne olur birazcık da olsa üzümlü kekin ruhu kaçsın içime diye dua ettikten sonra, duam kabul oldu ve ben akşamüstü vardığım salda gölün’de biraz da olsa unuttum huzursuzluğumu. daha gün ışığı ile bile görmedik. çok güzelmiş. yarın daha da güzel görünecektir. hele bir de rüzgar olmazsa, harika bir fotoğraf çekebilirim diye düşünüyorum. tüm…